Fotoblogcu

Öğretmenlik Sanatı (3)

16/7/2007 · Kategori: Makaleler

Dr. Mehmet OKUTAN

 

İnsan ilişkilerinin özü, karşılıklı dinlemeyi zorunlu kılar. Dinleme, etkili insan ilişkilerinin olmazsa olmaz şartıdır. İnsan ilişkilerinin sorunlu olmasının arkasında, çok kez dinlemenin kalitesizliği yatar. Zannedildiği gibi insanlar konuşarak anlaşamıyorlar. Atasözünün söylediği, “Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşırlar” ilişki biçimi, günümüzde pek geçerli görünmemektedir. Yani insanlar konuşa konuşa anlaşamıyorlar Çünkü konuşmayı bilmiyoruz. Çok konuşuyoruz, ama konuşmayı bilmiyoruz. Pastanede, kahvede, ev oturmalarında, vb. hep konuşuruz, ama özellikle sınıflarda hep dinleriz. Aslında dinler gibi yapıyoruz, öğrenciler olarak. Konuşmanın taklidi olmaz, ama dinlemenin taklidi olur. Dinlermiş gibi yaparız, olur biter.

Geleneksel kültürümüzde konuşma, daha çok gücü elinde bulunduranların ve büyüklerin hakkıdır. Küçükler ise hep dinlemede olmalıdırlar. Bu durumu teyit için de atasözlerimiz hazırdır: “Söz gümüşse, sukut altındır”. “Söz büyüğün, su(sus) küçüğün”. Burada daha çok konuşmaya vurgu yapıldığı ve konuşmanın daha çok büyüklerin hakkı olduğunun altı çizildiğini görüyoruz.  Dinlemenin küçüklere mahsus bir davranış olduğuna vurgu yapan bir anlayışta, küçüklerin hiç bir zaman kendilerini ifade edebilme hakkı olmayacağını söyleyebiliriz. Dinlemediğimiz insanların bizi dinlediğini sanmak, kendimizi aldatmak değil midir? Beni dinlemeyen birini, benim dinlemem nasıl mümkün olabilir? Üstelik dinlemediğimiz insanların, bizimle iletişim kurmalarını sağlayacağımızı nasıl düşünebiliriz?

            Dinleme, karşımızdakini önemseme anlamına gelir. Önemsediğimiz birinden daha çok verim alabileceğimizi unutmak, önemli bir eksikliktir. Özellikle öğretmenlerin öğrencilerini dinlemeleri, onların eğitimden elde edecekleri azami katma değere ulaşmalarına yol açar. Dinlemediğimiz öğrencinin konuşmasını nasıl sağlayabiliriz? Sınıfta olup biten şey aslında iletişimden ibarettir. Öğretmen ile öğrenci iletişim kurabilirse, amaçlara ulaşılabilir. İletişimin kurulabilmesi de etkin dinlemeden geçer. Yani öncelikle öğretmenlerin öğrencileri dinlemesinden…

            Okullarda okuma-yazma, matematik bilgileri kazandırıyoruz, ama etkili dinleme ve konuşma eğitimini ne kadar verebiliyoruz? Etkili dinlemenin eğitimle kazandırabileceğini biliyoruz, fakat uygulamada bu bilgiyi hayata ne kadar geçirebiliyoruz?

            Öğretmenlik öğrencilere etkili konuşma ve dinleme eğitimini kazandırabildiği kadar sanattır. Sanat biçimine dönüşmeyen öğretmenliğin etkili olamayacağını söylemek için uzman olmaya gerek var mı?

            Soralım öğrencilere, öğretmenlerden en çok ne istiyorlar? İstedikleri tek şey şu: “Öğretmenim beni adam yerine koy; beni önemse!” Bunun yolu da, onları dinlemekten geçer. Biz öğretmenler, genellikle öğrencilerin ne söyleyeceklerini anlarız(!) “Leb demeden leblebi diyeceklerini”, hallerinden anlarız. Oysa dinleyelim, belki “Lüleburgaz” diyecekler. Sonucu beklemek, sabır ister. Öğretmenlik sabır istediği için sanattır. Sınıfında her öğrencinin düşündüklerini özgürce ortaya koyabilmesi, onu önemseyip dinlememizden geçer. Dinlemediğiniz kişiyi önemsediğinizi söyleyebilir misiniz? Söylerseniz de inandırıcı olamazsınız.

            Öğrencileri dinlemenin ne anlama geldiğini anlamak için, kendinizi bir an için onların yerine koyunuz. Yani empati yapınız. Şöyle düşününüz: Öğretmen olarak okul müdürünüzün makamına çıktınız. Bir probleminizi anlatmak için müdürle konuşmak istiyorsunuz. Müdürünüz size baktı ve önündeki resmi yazıları imzalamaya devam ederek size “Sizi dinliyorum, hocam” dedi. Bu durumda ne düşünürsünüz? Galiba en basit olarak şöyle düşünürsünüz; “Müdür Bey, beni önemsemedi, adam yerine koymadı ve beni dinlemedi, bir daha mı, asla…” Çünkü aynı anda iki iş yapmak mümkün değildir. Hem yazı imzalamak, hem de birini dinlemek olmaz. Üstelik dinlemenin temel şartlarından biri, ilgilinin yüzüne bakmaktır. Bu durum sınıf ortamında, öğretmen-öğrenci ilişkileri bakımında da aynen geçerlidir. Size yapılan bir işlemi kabul edemiyorsanız, sizin de başkalarına aynı biçimde davranmamanız gerekir.

            Öğretmenlik sanatı, etkin konuşan ve dinleyen bireyler yetiştirmede de kendini gösterecektir. Mezun ettiğimiz öğrenciler, dinlemesini biliyorlarsa, öğretmenlik sanatını gereğince icra ettiğimizi söyleyebiliriz. Öğretmenlik dinlemesini bilen bireyler yetiştirebildiği kadar, sanat olabilir. Sanat olamayan öğretmenliğin, sıradan öğretmeden farkı kalmaz. Sıradan öğretme, belki bir iş olabilir, ama meslek olamaz!..

            Öğretmenler, öğrencileri dinleyerek onların önemli oldukları mesajını verebilirlerse, işleri kolaylaşacaktır. Karşımızdakine, “Sen önemlisin, bu konuda ne düşünüyorsun?” biçiminde yaklaştıkça, öğrencilerin gerçekten farklılaşacaklarını göreceksiniz. Öğrencisine dinlemesini öğretemeyen öğretmen ve eğitim sistemi, sınıfta kalmaya mahkûmdur. Her kafada bir sesin çıkmaması için herkesin gerektiğinde konuşmasına ve dinlemesine fırsat verilmelidir. Bu konuda da en büyük sorumluluk yine öğretmenlere ve okula düşmektedir.

            Öğretmenlik mesleğini sanat derecesine yükseltebilmenin yollarından biri, sınıfta ve okulda etkin dinleme eğitiminin hayata geçirilmesidir. Sınıfında sadece öğretmenin konuştuğu, öğrencilerin de “dinlermiş gibi” yaptığı bir uygulama sürüyorsa, öğretmenliğin sanat yönünün eksik kaldığını rahatça söyleyebiliriz.

            Öğretmenler, konuşmadan çok dinlemeye ağırlık verirlerse, hem öğrencilerin keyiflerini artırırlar, hem de öğretmenliklerini sanat mertebesine ulaştırabilirler. Öğrencilerin her konuştuğu önemlidir, öğretmene düşen bu konuşulanları “etkin dinleme” derecesinde dinleme sabrı göstermektir. Öğretmenlik sanattır, çünkü herkesi, özellikle öğrencileri adam yerine koyup, büyük bir sabır isteyen dinleme becerisi gerektirir. Başkasını adam yerine koymak, kendimizin değerini artırır. Başkasını adam yerine koymayı bilenleri, başkaları da adam yerine koyar. Bu, öğretmen ve öğrenciler için geçerli olduğu kadar, okul yöneticileri için de geçerlidir.

            Öğretmenlik mesleğini sanat mertebesine ulaştırmada öğretmenlerin, kişisel gelişimleri içine “etkin dinlemeyi” geliştirmelerini öneririm.

(drmokutan@hotmail.com)

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Öğretmenlik Sanatı (2)

14/7/2007 · Kategori: Makaleler

Dr. Mehmet OKUTAN

 

Öğretmenlik bir sanattır. Çünkü öğretmenlik liderlik yapmaktır. Liderliğin çeşitli tanımlarından biri, “izleyecek kişileri çekebilme yeteneği” biçiminde yapılmaktadır. Bu yeteneğin sergilenmesi, başlı başına bir sanatçı mahareti gerektirir. Liderlik yetkiden çok etki üzerinde yoğunlaşır. Yetki, insanlara formalitelerden kaynaklanan bir güç verir; oysa etki insanın kişisel özelliklerinden ve bilgisinden kaynaklanır. Etkiden kaynaklanan bir ilişki, kişilerin liderlik özelliklerini dışa vurur.

Bir grubu yönetmekle sorumlu olan öğretmen, öncelikle liderlik yapabilmelidir. Liderlik, doğuştan kazanılan yeteneklere bağlı olmakla birlikte, günümüzde liderliğin öğrenilebileceği üzerinde durulmaktadır. Çünkü liderliğin kuramsal yönü olduğu gibi, uygulamaya dönük yönü de vardır. O halde öğretmen yetkisini kullanarak sınıfı yönetmeye çalışırsa lider değil, belki “patron” olabilir. Ama öğretmen kişisel etkisini kullanarak grubu yönlendirebilirse o zaman lider olabilir. Günümüz eğitim bilimleri literatüründe ideal öğretmeni tanımlayan kavramın “lider öğretmen” olduğunu biliyoruz. Öğretmenliğin sanat olması, öğretmenlerin lider olmalarını gerektirmesi ile doğrudan ilişkilidir.

Öğrencilerin sorumluluğu öğrencilik yapmaktır; öğretmenin sorumluluğu da, öğrencilerin öğrencilik yapmalarını sağlamaktır. Onlara liderlik yaparak, onların öğrenme arzularını uyandırmaktır. Sınıfındaki öğrencileri kişilik özellikleri ve öğretim sanatçılığı ile etkileyebilen öğretmen liderdir. Lider olan öğretmen, sınıfındaki öğrencileri etkileme gücündedir.

Liderliğin içeriği bir hayli kapsamlıdır. Liderlerin özelliklerini sıralarken belki yüzlerce özellikten söz edebiliriz. Meselâ, liderler dikkatli dinleyicidirler, cesaretli ve etkili konuşma yeteneğine sahiptirler ve en önemlisi inandırıcı davranışlarla sözlerini pekiştirici davranışlar gösteren kişilerdir. Eskilerin “kâmil insan” dedikleri insan tipinin bugünkü karşılığı, eğitim bilimleri literatüründe, kişilerin “bütünlük” özelliği olarak verilmektedir.

Bütünlük, “tamamlanmışlık” biçiminde açıklanmaktadır. Bütünlüğü elde etmiş bir kişinin “içi dışı bir” ve özü ile sözü tutarlı olduğunu söyleyebiliriz. Böylesi özelliklere sahip kişilerin, lider oldukları söylenebilir. Öğretmenlerden de istenen bu özellikler değil mi?

Öğrencilerin öğretmenlerden bekledikleri şey, bir vecize değil, bir örnek görmektir. Atasözündeki, “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma” anlayışı, günümüzde geçerliliğini tamamen yitirmiştir. Öğrenci, “Hayır hocam, siz ne yapıyorsanız ben de onu yapacağım” diyor ve yaptığı ile söylediği tutarsız olan öğretmeninden hiçbir şekilde etkilenmiyor. Öğretmenlerin lider olup olmadıkları, onların davranışları ile söylemlerinin tutarlı olup olmadığı ile çok ilişkilidir. Lider öğretmen, inanmadığı ve yaşamadığı değerleri hiçbir şekilde sınıfta yaşatmaya çalışmaz. Öğretmen olarak çok şey yapmanıza gerek yok; lider olun yeter!..

Öğretmenliğin püf noktası lider olmaktır. Lider olamadıktan sonra, alan bilginizin derecesi ne olursa olsun, öğrencilerinize ulaşmanız, onları gönülden etkilemeniz neredeyse imkânsızdır.

            Liderlik bir sanattır, çünkü liderlik tamamen değerlerinizi hayata geçirmekle ilişkilidir. Bir inancı veya değeri yaşamak, bu inancı veya değeri anlatmak ve açıklamak kadar kolay bir şey değildir. Bazen bir davranışı hayatımızda göstermek için çok zorlanabiliriz. O zaman “dediğimi yap, yaptığımı yapma” sözüne sığınma gereği duyarız. Bu durumda lider olamamak bir yana, yönetici olmak bile zorlaşır.

Lider öğretmen, öğrencilerini adam yerine koyarak, onlarla “iki uygar insan gibi” konuşabilme büyüklüğünü gösterebilir. Lider öğretmenin sınıfında, “tek adam” yönetimi değil, “takım yönetimi” egemendir. Lider öğretmen, öğrencileri merkeze almış, sınıfın bütün düzenlemelerini, onların keyiflerini üst düzeyde tutmaya yönelik olarak düşünür. Lider öğretmenin öğrencileri, öğretmenlerinden korktukları için değil, ondan etkilendikleri için öğretmenlerine bağlılık gösterirler. Lider öğretmenin öğrencileri, sınıftaki düzenin oluşmasında azami derecede etkindirler. Çünkü lider öğretmen, öğrencilerinin hepsine güvenmekte ve hayat felsefesi ile onları etkilemektedir. Lider öğretmen, öğrencilerin hepsini önemsemekte ve herkesten, bireysel özelliklerine göre performans beklemektedir. Öğrencilerinin hepsinden aynı alanda, aynı başarıyı beklemek yerine, bireysel özelliklerine göre performans göstermeleri için onlara yardımcı olmaktadır. Lider öğretmen, mevzuatın vermiş olduğu gücü mümkün oldukça hiç kullanmaz. O, öğrencilerini etkileyebildiği için “önemli bir kişidir”, ama asla “kutsal bir kişi” değildir. Lider öğretmen, grubu informal olarak etkileyebilmekte, öğrencilere bıraktığı etki dolayısıyla da onların öğrenme arzularını uyanık tutabilmektedir.

Lider öğretmenin sınıfında formaliteler hemen hemen hiç yoktur. Eğer kurallar veya çalışmalar “formalite” gibi algılanmaya başladıysa, lider öğretmen bunun önlemini derhal alabilecek iradeye sahiptir.

Lider öğretmen, öğretmen olduğu için saygı duyulması gereken biri değil, saygı duyulmaya lâyık olduğu için öğrencileri tarafından saygıdeğer kabul edilen kişidir. Sokakta kendisini gören öğrencilerinden saygı ve sevgi bekler, ama bunu mevzuattan kaynaklanan bir hak olarak asla görmez. Lider öğretmen, kendisine bir saygısızlık yapıldığında, bunun hemen mevzuatla halledilmesi gereken bir sorun olduğuna inanmaz. Aksine “Acaba nerede hata yaptım?” diye düşünerek, soruna farklı çözümler bulmaya çalışır.

Liderlik bir sanattır. Sınıfı yönetmek de bir sanattır. Sınıfı liderce yönetmeyen öğretmenlerin, öğrencilerine eğitim anlamında bir şeyler vermesi mümkün olmadığı gibi, öğretim anlamında da bir şeyler veremeyeceği kolayca söylenebilir. Çünkü öğrencinin öğretmeninden herhangi bir bilgi öğrenebilmesinin ön şartı, öğrencinin öğretmenden etkilenmesidir. Öğretmen liderlik özelliklerini kullanarak öğrencilerin “cazibe merkezi” olabilmelidir. Bu da liderlik sanatını sergilemekle mümkün olabilir. Lider öğretmen, sözü ile özü bir, söylediği ile yaptığı tutarlı kişidir. Bu özelliklere sahip olamayan öğretmenlerin, öğrencilerini istediği başarıya ulaştırmasını düşünmek zordur. Etkilenmeyen öğrenci, öğretmenini niçin ve nasıl dinlesin ki? Lider öğretmenin önemli özelliklerinden biri de, etkili dinlemedir. Haftaya öğretmenlik sanatının bu yönü üzerinde durmaya çalışalım.

(drmokutan@hotmail.com)­

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::